Sayfalar

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Awaking (Uyandıran) 8. Bölüm







Konuşarak anlatılmaz herşey,bazen susmak yeter aslında. Unutma; Konuşmak bir ihtiyaç olabilir,ama susmak cevaptır anlayana...









            Aslında nefret ettiğim insanların şu anda odadan çıkmasını istemiyordum.Çünkü Adisson’la yalnız kalmak şu anda isteyeceğim en son şeydi.Yalnız sayılmazdım,Grace vardı ama yine de bu utançla değil onunla konuşmak yüzüne bile bakamazdım.
Elimle yavaşça yanağımdaki yaşı sildim.Hala Adisson’a bakamıyordum.Başımı o kadar önüme eğmiştim ki masadaki çürüklerin sebebi olan tahta kurtlarını bile göre biliyordum.Ama yine de başımı kaldıramadım.
Bu hayatımda duyduğum en büyük utançtı.Korin hala beni döverken,kaç kere Mira tarafından saçlarım kesilip elbiselerim özenle doğranırken bile böyle utanç duymamıştım.Çünkü bu insanların hiç birine değer vermiyordum.Onların bana çektirdikleri acı karşısında dik durmaktan,dayanmaktan başka elimden gelen birşey yoktu.
Ama Adisson… Ben onun yanında resmen dayak yemiş,aşağılanmıştım.Onu daha dün tanımama rağmen ona değer veriyordum.Çünkü onu ben yaratmıştım.O benim bir parçam sayılırdı.Ve muhtemelen çektiğim acıyı da,duyduğum utancı da hissediyordu.
Bütün hayallerimi tek bir insanda birleştirmiştim ben.Ve bu insanın karşısında utandırılmıştım!Kendime hakim olamamıştım!
Yanağımın tekrar ıslandığını hissedince hala ağlamakta olduğumu anladım.Tekrar yüzümü silip Grace’e baktım.Ondan utanmama gerek yoktu.Ben yaratmış ola bilirdim ama görünüşe bakılırsa benim en sinirli ve çekilmez halimi almıştı.
Onun da beni aşağılayacağını,ya da artık konuşmaya bile tenezzül etmeyeceğini sanıyordum.
Ama ona bakarken şaşırtıcı bir şeyle karşılaştım.Grace bana gülümsüyordu.Rahatlatıcı bir gülümsemeydi ve kendimi biraz olsun iyi hissetmeme neden oldu.
Yine de hala Adisson’a bakamıyordum.Daha fazla işkence çekmemek için ayağa kalkıp yatağıma yürüdüm.Birşey söylemeden örtünün altına girdim.Uyumam lazımdı.Uyumam ve unutmam…Şu anda hiç kimseyle konuşmak  istemiyordum.Özellikle de Adisson’un sesini duyarsam daha fazla ağlayacağımı biliyordum.Aynı zamanda,şaşırtıcı olsa da,şu an en çok onun tesellisine ihtiyaç duyuyordum.Ben konuşmak istemiyordum,tamam.Ama belki o birkaç kelime etse,en azından bana seslense hemen ikna olacağımı biliyordum.Ama Adisson hiçbir şey söylemedi.Tek kelime etmeden beni kendi halime bıraktı.Belki de yalnız kalsam daha çabuk kendime gelirim diye tahmin ediyordu.Ama bir bilse onun sesine ne kadar ihtiyaç duyduğumu…
Sabah uyandığımda olanların hepsini geçici olarak unutmuştum.Adisson’un yumuşak sesiyle uyanmıştım.Ama bu sese akşam ihtiyacım varmış gibi hissetmiştim.Adımı çağırıyordu.O kadar sevimli ve tatlı bir sesle bana sesleniyordu ki önce ne olduğunu anlamadım.O böyle konuşmasını bilir miydi?Buna alışmam zor olacaktı.
Ama bir kaç saniye sonra dün geceyi hatırlayıp tekrar surat astım.Hala benim üzgün olduğumu düşünmüş olmalıydı,ki haklıydı.
Ben cevap vermeyince tekrar seslendi.
“Okula geç kalmak istemiyorsan uyanmalısın.”
Yine cevap vermedim.Ben cevap vermeyince de Grace girdi araya.
“Kalkmazsan bağırıp her kese bir çizim olduğumu söylerim.Tımarhaneye gitmek ister misin?” dedi ukala bir sesle.Ahh hiç olmazsa birinin eski formunda olması ne harikaydı.
Örtüyü yavaşça üstümden çekip uyanık olduğumu belli ettim.Elbise dolabıma yürüyüp okul formamı çıkardım.Ama Adisson’a giyinmem gerektiğini nasıl söyleyecektim? Konuşmaya hala hazır değildim ve onlara taraf da bakmak istemiyordum.
Kısa bir sessizliğin ardından yine Grace konuştu.Ama bu sefer beni zor bir işten kurtarmıştı.
“Add,kapa bakayım gözlerini.Bak kızın giyinmesi lazım.Hadi,geç kalacak yoksa.” Bir kaç saniyelik sessizlikten sonra tekrar Grace’in sesini duydum. “Tamam,giyine bilirsin şekerim.”
Yine kahvaltıyı es geçecektim.Ama bu sefer daha çok Karol yüzünden.Onu görmek bana dün geceyi hatırlatacaktı ve ben tekrar utançtan yerin dibine geçmek istemiyordum.
Merdivenlerden hızla inip kimseye görünmeden kapıya gitmekti fikrim.Zaten acımasızca yediğim dayağı Karol olmasa bile Mira’nın annesine hemen yetiştirdiğine emindim.Yine de onun küçümsemelerine ve hakaretlerine ayıracak gücüm ve sabrım yoktu.O yüzden hemen evden çıkıp huzurlu ve birilerinin umurunda olduğum tek yere-okula gitmek istiyordum.
Ne yazık ki Hala’nın değil,Mira’nın bizzat kendi sesiyle durmak zorunda kaldım.Aslında beni durduran sesi değil,Mira’nın söylediği sözlerdi.
“Yüzünde bir iz kalmışsa fondöten verebilirim.”
Sesinde açıkça duyulan küçümsemeyi fark etmemek için sağır olmak lazımdı.Arkamı dönmeden yerimde durup susmasını diledim.Çünkü susarsa zor da olsa yürüyüp gidebilecektim.
Ama ne yazık ki yine susmadı.
“Hey sana dedim,duymadın mı küçük korkak.” Dedi yüksek sesle.Sonra Karol’un onu susturmak için sarf ettiği birkaç önemsiz cümleyi duymazdan geldim.
Sakin olmaya çalışarak Voldemort tarafından yönetilen Harry hareketini yapıp boynumu sert hareketle arkaya attım.Yavaşça arkamı dönüp masada oturan ‘altın üçlü’ye baktım.
Mira kırmızı görmüş boğa gibi kaşlarını çatmıştı.Hala sakince çatalını kahvaltı tabağında gezdiriyordu.Karol’sa…Karol’sa özür diler gibi bana bakıyordu.Sanki Mira’nın sözleri kendi hatasıymış gibi onun adına özür diliyordu.Şaşırmıştım.
Buna gerek yoktu.Çünkü bütün bunlar zaten onun hatasıydı.Benimle dalga geçmesi bir yana,bana vurmasıyla beni onların önünde küçük düşürmüştü.Belki de hak etmiştim ama artık bana vurmaktan daha farklı yollar aramalıydı.Ben kendimi kaybetmiş olabilirdim ama o konuşarak,en azından bağırıp çağırarak beni kendime getire bilirdi.Ama o dayak atmayı tercih etmişti.Zaten bu da Karol’un yapacağı bir hareketti.
Hala kısık gözlerle onları izlediğimi fark edip kıpırdandım.Ağırlığımı bir ayağımdan öbürüne geçirip dikkatle Mira’ya baktım.
“Gördüğün gibi yüzüm tertemiz.Abin işini tam yapamamış.Hadi ona gaz ver de işini bitirsin.” Deyip Mira’nın cevabını bekledim.
Dudaklarını birbirine sıkıp kocaman gözlerini Karol’a çevirdi.Her zaman söz yetiştiremeyince abisine ya da annesine koşardı.Bunu benden korktuğu içi mi yapıyordu,yoksa sadece bana laf mı yetiştiremiyordu,bilmiyordum.Karol’sa başını önüne eğmiş tabağına altın bir yumurta varmış gibi bakıyordu.
“Karol,konuşsana,bana ne dediğini duymadın mı?” dedi Mira yardım ister gibi.Karol’un kalkıp üstüme atlayacağını bekliyor olmalıydı.Açıkçası ben de bunu bekliyordum.Onun her zamanki gibi kalkıp parmaklarını koluma geçirmesini ve diğer elini de saçlarıma atmasını bekliyordum.Ya da beni bir futbol topu gibi evin ortasında tekmeyle yuvarlaya da bilirdi.Bilmiyorum.O Karol’un hayal gücüne kalmış bir şeydi.
Ben tam Karol’un ayağa kalkacağından ve bana bağıracağından korkup birkaç adım gerilerken duyduklarım karşısında resmen şoka girmiş,kulak doktoruna randevu almaya hazırlanıyordum.
“Özür dilerim…” dedi Karol kısık bir sesle.Ve ardından Hala’nın inleyen şaşkın sesi duyuldu.Oğlunun bu yaptığına o da şaşırmış olmalıydı.
“Ne?” dedim ben de otomatik olarak.Şaşırmıştım ve haklıydım.
Benim duymadığımı düşünüp bir ton arttırdığı sesiyle “özür dilerim Eva” dedi Karol tekrar.
İnanmam mümkün değildi.Karol benden özür diliyordu.O benden asla özür dilemezdi ki.Kendini bıçaklar ama bana bir tek iyi laf etmezdi o.Ama siyah gözlerindeki utangaçlığı ve gerilen bedenini fark edince bir an inanmış ve ona acımıştım.Demek beni benden özür dileyecek kadar önemsemişti.Neden? Bu şerefe erişecek ne yapmış ola bilirdim ki?
Ama sonra bir kaç küfür savurup kendime geldim.O Karol’du.Her zamanki zalim ve umursamaz,duygusuz,küstah ve sayamayacağım bir sürü iğrenç niteliğe sahip Karol.Beni çocukken yükseklik korkum olduğunu bile bile zorla ağaca çıkarıp aşağı baktıran Karol’du.Sırf oyuncak bebek istedim diye Hala’nın en değerli kumaşlarını yırtıp bana bebek yapan,sonra da o kumaşları benim yırttığımı söyleyen Karol’du.Şimdi de kim bilir ne planlıyordu da böyle bir şey yapmıştı.Kim bilir aklına yine ne gelmişti.Bana zarar vermek için çırpınıyordu zaten.
İnanmadığımı belli edercesine alayla baktım yüzüne.O da şimdi dikkatle bana odaklanmış,bu harika jesti karşısında erimemi bekler gibi bana  bakıyordu.Ellerimi havaya kaldırıp abartılı bir şekilde ona alkış tuttuktan sonra sevecen ama yapmacık bir gülüş yerleştirdim yüzüme.Bu arada da elimde Adisson’u buruşturuyordum.
“N’apmalıyım şimdi?Ayaklarına kapanayım mı?Ya da bir ömür çamaşırlarını yıkama sözü versem daha mı uygun olur?” dedim deli gibi kıkırdayarak.
Verdiğim cevaba şaşırmış gibi donup kaldı.
“Hayır,sadece özür diledim hepsi bu.Sana dün gece öyle davranmamalıydım.Tokat atabileceğim kadar ileri gitmemiştim.Üzgünüm.” dedi yine umutla.Bense onu daha da şaşırtarak “Karol ne planlıyorsun?Hayır o planı bana söyle de hazır olayım.” deyip aniden çıkışınca çatılan kaşlarını fark ettim ve onu gerçekten kızdırdığımı anladım.
Durup çatık kaşlarla bir kaç saniye bana baktıktan sonra hışımla ayağa kalkıp bi kaç adımla yanıma ulaştı.Tehdit eder gibi parmağını sallayıp “sen özrü bile hak etmeyecek kadar küstah ve düşüncesizsin!Ben her şeye rağmen senden özür diliyorum ama sen hala burnunun dikine gitmeye devam ediyorsun!!!” diye bağırıp merdivenlere yürüdü.
“Sana inanmam normal mi olurdu sence ha?” diye bağırdım arkasından.Ama cevap bile vermeden merdivenleri çıkmaya devam etti.
Ben de onu söylediği son bir kaç cümleyi düşünerek dış kapıya yürüdüm.Bu arada Mira’nın,abisini kızdırdığım ve bu evde istenmediğim hakkındaki saçmalıklarını da duymazdan geldim.Bu evden çıkmalıydım.Hem de hemen…
Kendimi dışarı attığım gibi hızla okul yolunda yürümeye başladım.Bu arada da elimde mahvettiğim buruşuk kağıtları açtım.İkisi de rezalet durumdaydı ama kağıtlar düzleşince Adisson da,Grace de yine hallerinden memnun bana bakmaya başladılar.
Onları buruşturarak görmemelerini sağlamış ola bilirdim ama konuşulan her şeyi duymuş olmalılardı.Ayrıca onlarla konuşmam da lazımdı.Böyle susarak devam edemezdim.
Söze nereden başlayacağımı düşünürken Adisson’un sesi duyuldu.“Karol’u öldüreceğim!” dedi dişlerinin arasından.
Bense konu açtığı için içten içe sevinirken kayıtsızca omuz silkip “haklıydı” dedim.Karol’u koruduğumun farkındaydım ama gerçekten haklı olduğu konular vardı.Hem de Adisson’un benim yüzümden sinirlenmesini ve kötü sözler sarf etmesini istemiyordum.Ayrıca niye benim sebep olduğum şeylere tepki göstermeliydi ki?Ben onu sadece yaratıcısıydım o kadar.Problemlerimi hep yalnız başıma halletmiştim,bundan sonra da Adisson’a da ihtiyacım olmamalıydı.
Adisson benim cevabıma şaşırmış gibi “ciddi olamazsın” dedi.
‘Ciddiyim’ der gibi başımı salladım ve kağıt üstünde bile harika görünen endişeli gözlerine baktım.
“Eva sen resmen o pislik herifi koruyorsun!”
“Hayır bu korumakla alakalı birşey değil.Ben sadece-”
“Lütfen bana ondan nefret ettiğini söyler misin!”
“Bunu zaten biliyorsun Add.” dedim konunun nereye varacağını anlayarak.Bu arada da yol kenarındaki kitapçıda yeni kitaplara ve kırtasiye malzemelerine göz atıp yoluma devam etmiştim.
“Ama sanki onu koruyor gibi konuşuyorsun.Söylediklerin bunu gösteriyor.”
“Benim kimseyi koruduğum falan yok.” Deyip kaldırımda çiçek satan teyzeye her sabahki gibi ‘günaydın’ deyip gülümsedim ve uzaktan çatısı görünen okuluma baktım.Bu yıl buradan ayrılmam ne kötü.
“Eva,o adam sana vurdu.Ve sen-”
“Bu konu hakkında konuşmak istediğimi söylemedim!” dedim sinirli bi sesle.
“Ama gerçek bu.O sana vurdu ve sen onu koruyorsun.”
“Add onu koruduğum falan yok dedim.Sadece bazı yerlerde haklı olduğunu söyledim o kadar.Benim de hatalarım vardı tamam mı?!” deyip tuttuğum nefesi bıraktım “Tamam,madem konuşmak istiyorsun...Bak,dün gece kendimi tutmalıydım.Onun bana saldırmasına ben izin verdim.Kendimi kaybedip-”
“Hayır,kendini kaybetmen sana vurmasını gerektirmez!” diye bağırdı sözümü keserek.
“İnan bana,bir daha sözümü kesersen senin dudaklarını siler yerine maymun dudağı çizerim Adisson!İnan bana yaparım!” dedim ciddi olmaya çalışarak.Ama gülmek istiyordum.Çünkü aramızdaki bu kasvetli hava ve gerginlik hiç hoşuma gitmemişti.Onunla kavga etmek istemiyordum.
Adisson da sözlerim karşısında aniden öfkesini unutup kahkahayı basmıştı.Neyse ki yolun en ıssız tarafındaydık.Etrafta sadece kuru yapraklar ve çıplak kalmaya yüz tutmuş ağaçlar vardı.

Okula neredeyse varmıştım ve gariptir ki Grace yol boyunca hiç konuşmamıştı.Onu da dinleye bilmek için ikisinin yerini arada değişiyordum.Ama Adisson söyleyecek ilginç bir şey bulunca tekrar onu öne almak zorunda kalıyordum.
Okula varır varmaz Mabelle beni kapıda karşıladı.Gülümseyerek yanağıma sulu bir öpücük kondurup sanki kırk yıldır görüşmemişiz gibi bana sıkı sıkı sarıldı.Sonra da geri çekilip elimde sırıtarak bu manzarayı izleyen Adisson’a çekinikçe gülümseyip “eee…selam” dedi.Adisson da topluluk arasında konuşamadığı için başını sallamak zorunda kaldı.
Derslerden yine en ilginci resim dersiydi.Mr.Ric yine kot pantolonu ve spor ceketiyle sınıfın ortasına yürüyüp çocuklara resim yapıp yapmadıklarını sormuş ve bana anlamlı bir şekilde gülümsemişti.Yeni çizimlerimden canlanmayan birkaçını Mr.Ric’e göstermek için yanına gittiğimde ise garip bir sesle bana yeni gelişmeler olup olmadığını sordu.Ben de ne demek istediğini anlamayarak bön bön bakınca “çizimlerin diyorum,nasıllar?” dedi bana bakmadan.Elinde tuttuğu mor gece elbiseli ve gül kurusu renkli günlük elbiseli çizime bakıyor gibiydi.
Bir an ne dediğini anlamasam da birkaç saniye sonra sözlerini anlayınca kocaman,korku dolu gözlerle ona baktım,ama birşey belli etmemek için “İyiler” dedim.Apar topar çizimlerimi alıp yerime geçtim ve bu olanları Mabelle’e anlattım.O da şaşırmıştı.
“Belki de birşeyler biliyordur.” Dedi manalı bir sesle “Ona anlatsan sana yardım etmez mi?”
“Benim yardıma ihtiyacım yok Mabelle.”dedim bir hışımla.Adisson’dan sorunmuş gibi bahsetmesinden hoşlanmamıştım.
“Tabi ki yok,öyle demek istemedim.En azından bu canlanma olayının ne olduğunu anlardın.” Deyip toparlamaya çalıştı hemen.
“Gerek yok.Hem böyle bir riske giremem.Ya bir şey bilmiyorsa?Boşu boşuna ona anlatmış ve Adisson’la Grace’i tehlikeye atmış olurum.”
“Sen bilirsin” dedi Mabelle teslim olmuş bir sesle.
Sonra arkamda bir hareketlenme hissedince sıramda dönüp diğer tarafa baktım.Dawson başımın üstünde durmuş bizi dinliyordu.Bir an paniğe kapılıp konuştuklarımızın ne kadarını duyduğunu sormak istedim.Ama bu daha da şüphe uyandıracağı için sadece gülümsemekle yetindim.
Dawson’sa bana değil sıramın üstünde duran Adisson’la Grace’e bakıyordu.Daha doğrusu sadece Grace’e bakıyordu.
“Dawson?” dedim merakla karışık korkuyla.
“Ha efendim.” Deyip başını sonunda bana çevirdi. “Bana mı seslendin?”
“Evet,niye öyle bakıyorsun?” dedim yine merakla.
“Eee şey,çizim yaptığını duymuştum ama bu kadar harika çizdiğini bilmiyordum.” Dedi etkilenmiş bir ses tonuyla. “Sanki…sanki gerçek gibi.”
“Teşekkürler” deyip şaşkınca gülümsedim ve Grace’e baktım.O anda gördüğüm manzara beni daha da şaşırtmıştı.Grace en çekici gülümsemesi ile kıpırdamadan duruyordu.
O an Grace’i hayata döndürmenin bir yolu olsa diye düşündüm içimden.Dawson'dan gerçekten hoşlanmışa benziyordu.
Bu konuyu da evde mutlaka düşüneceğimi aklıma yazıp yeniden Mabelle’e döndüm.
Ama aklımda hala bu hayata döndürme fikri dönüp duruyordu.Acaba gerçekten Adisson’u kanlı canlı biri haline getire bilir miydim?Ona alışmıştım ve yanımda olacaksa bunu da bir yolunu bulmalıydım.




Tüm hakları saklıdır ©





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Awaking in Instagram