Sayfalar

2 Kasım 2015 Pazartesi

Awaking (Uyandıran) 10. Bölüm





Kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara ihtiyacı var.










Karol omuzlarını düşürmüş yerdeki taşlara tekmeler savurarak yürüyordu.Gerçekten de üzgün görünüyordu.Ve evdeki konuşmalardan anladığım kadarıyla artık annesine boyun eğmek istemiyordu.Kendimi onun yerine koyunca gerçekten de ona hak vermiştim.Emirlerine uymasını bekleyen ve kendisine tek kelime bile söz hakkı tanımayan bir anneyle kim olsa sonunda delirirdi.Karol fazla bile dayanmıştı.
Yine de benden özür dilemesinin ve böyle değişmesinin nedenini hala bulamamıştım.
“Karol önümüzde.” Diye sesli düşündüm.Ama sonra dilimi tutamadığım için kendime lanetler savurdum.Çünkü Adisson’un onun adını duyunca kaşları çatılmıştı.
“Onun yanına gitmeyi düşünmüyorsun değil mi?” dedi sinirli bir sesle.
“Bilmiyorum,ola bilir.” Deyince de gözlerini devirip başını iki yana salladı.
 “Sana inanamıyorum!” dedi ardından.
“Ya senin onunla derdin ne söyler misin?!” deyip ona baktım.
“Benim onunla ne gibi bir derdim ola bilir ki?!Sadece…”
“Evet,sadece?”
“Sana..Sana davranışlarından hoşlanmıyorum.Bu yeterli değil mi?” dedi kekeleyerek. “Hem bence sen de onunla fazla yakın olmasan iyi olur küçük hanım.” Dedi ardından otoriter bir sesle.Adisson’la bu 1 hafta içinde birkaç kez Karol’un tokadı hakkında konuşmuştuk.Ve o Karol’un bana bu şekilde davranmasından hoşlanmadığını açıkça belirtmişti.
“Dediklerini düşüneceğim.” Deyip gülümsedim ben de.Ama hala neden Karol’dan hoşlanmadığını tam olarak anlamamıştım.Tamam,Karol bana iyi davranmıyor olabilirdi ama Adisson’un ona karşı tavır almasına gerek yoktu ki.Karol benim meselemdi.Ve hep öyle kalmasına gayret ediyordum.Adisson’un benim yüzümden Karol'la,ya da başka biriyle derde girmesini hiç istemezdim.Çünkü bazen Karol’la konuşacakmış gibi duruyordu.Ve bu hepimizi tehlikeye ata bilirdi.
“Ama yapmayacaksın değil mi?” dedi Add da bilgiç bir tavırla.Ben susunca da “tahmin etmiştim” diye mırıldandı.
“Add ona düşman olmak için fazla nedenlerim var,evet,ama bu benim bi taş kalpli olmam gerektiğini göstermez.Büyüklüğün bende kalması daha iyi.” Deyip onu rahatlatmaya çalıştım.Ama işe yaradığından pek emin değildim.
“Delisin sen” değip başını iki yana salladı.
Onun verdiyi cevaba uygun zeki bir şey bulmaya çalıştım ve “seni ben çizdim unutma” diye lafı yapıştırdım.Başını tekrar sırıtarak iki yana sallayışından benim kazandığımı anlamıştım.
Oradan bile bana patronluk taslaması hoşuma gitmişti.Nedense artık kendimi yalnız hissetmiyordum.Sanki hep varmış da ortaya çıkmayı ve yalnızlığımı paylaşmayı bekliyormuş gibiydi Adisson.Ama bunu ona söyleyip egosunu tavana yükseltmek gibi bir niyetim yoktu.Grace ise,evet o hala bana tam ısınamasa da bazen gerçekten iyi anlaşıyorduk.
Karol hala yavaş adımlarla yürümekteydi.Ben de adımlarımı hızlandırıp ona yetişmeye çalıştım.Ama yanına varınca ne diyeceğimi bile bilmiyordum.Mesafeli mi davranmalıydım,yoksa onu teselli edip her şeyin iyi olacağı yalanını mı söylemeliydim,bilmiyordum.Yine yanında olmam gerektiğini hissediyordum.Onun teselliye ihtiyacı vardı ve ben her kesin derdini dinleyecek kadar arkadaş canlısıydım.Bu her kes benim çocukluğumu zindan eden canavar ruhlu biri olsa bile.Evet,ben işte bu kadar aptal ve unutkandım.Bana yapılanları unutmaya ve yapanlara zeytin dalı uzatmaya hazırdım.Çocukluğum ve belki gelecek hayallerim elimden alınsa bile umursamayacak kadar yufka bir yüreğim ve saf bir zihnim vardı.
Ona yetiştiğimde derin bir nefes alıp varlığımı hissettirmek için hafifçe boğazımı temizledim.Ama Karol muhtemelen adımlarımdan bile benim geldiğimi anlamıştı.Kulakları o kadar keskindi ki odasında uyurken bile,ki odası da benimki gibi evin en ücra köşesindeydi (görmemiştim ama Korin Hala söylerken duymuştum ve aklımda nasıl kaldığını bilmiyorum) sokağın başında birini boğazladıklarını duyabilirdi.Evet abartmıyorum,duyardı.
Bana her zaman inek yalamış gibi izlenimi veren,saçlarının jöleyle yapıştırıldığı başını çevirip şaşkınca baktı.Burada,onun yanında durmamı beklemiyor gibiydi.Açıkçası ben de beklemiyordum.
Her halde yanından geçip gideceğimi falan zannetmiş olmalıydı.O zaman beni daha tanımıyor demektir.Ne kadar aptal olduğumu bir bilse…
Bana o hep attığı yine ne var bakışını fırlattıktan sonra sessizce bekledi.Yürümeye devam ediyordu.Ellerini ceplerine sokmuş,hala taşlara bir iki tekme savurmaktaydı.
Ne diyeceğimi bilmediğim için sadece önüme bakıp yürüyor,ilk onun konuşmasını bekliyordum.Sonunda benden ses çıkmayınca “bi şey mi diyecektin?” dedi sıkıntılı bir sesle.
“Hayır…belki konuşmaya ihtiyacın vardır diye bekledim.Hem aynı yolda yürüyorsak neden seni görmezden gelmeliyim ki.” Dedim kuru bir sesle.Sesime hiçbir duygu katmamaya çalışıyordum.Onun için endişelendiğimi düşünmesini istemiyordum.Ki endişelenmiyordum da.Sadece benden özür dilemesinin bir nedeni olup olmadığını merak ediyor ve değişen şeyi öğrenmeye çalışıyordum.
“Bence görmezden gelmelisin.” Dedi beni şaşırtmayarak.O hep böyleydi.Diğerlerini bilmem ama beni hep kendinden uzaklaştırmayı ve düşman safhalarında tutmayı severdi.
Birden ona bunları hak edecek kadar ne kötülük yaptığımı düşünmeye başladım.Ben o eve geldiğim günü hatırlıyorum,daha dün gibi.Ve Karol o günden bu güne zerre kadar değişmemişti.Hala o acımasız ve canavar kalpli Karol’du…Sadece 1 hafta önce benden özür dilemesi her şeyin yoluna girdiği anlamına gelmezdi.Peki o zaman benim burada,onun yanında ne işim vardı?
“Sadece konuşmak istersin diye düşündüm.” Dedim tekrarlayarak.Ve moralimi bozmasına izin verdiğim için kendime kızdım.Onun yanına gelen,onunla konuşmak isteyen bendim.Şimdi sinirlenmem yersizdi.Ona yaklaşırken böyle olacağını bilmeliydim.
Başımı aşağıya eğip Adisson’a baktım.Kaşlarını çatmış bizi izliyordu.Ama hiç birimize bakmıyordu.Etrafı,ağaçları seyrediyor gibiydi.Ve gözlerinden adeta alevler fışkırıyordu.Sonra bana baktı ve ben demiştim der gibi kaşlarını kaldırdı.Evet,haklıydı ve bu canımı fena halde sıkıyordu.
“Konuşmak istediğimi de nereden çıkardın?” dedi Karol ukala bir sesle.Sanki savunmasının ineceğinden korkuyordu.
“Karol benimle sorunun ne,öğrene bilir miyim?” dedim aniden.Başımı kaldırıp ifadesiz bir yüzle ona baktım.Az önce düşündüklerimi dile getirince kendimi tutamadığım için bir kere daha koca bir küfrettim.
Soruma şaşırmış gibiydi.Bana bakıp cevabını düşünüyormuş gibi gözlerini kıstı.
“Seninle sorunum mu?” dedi gülümseyerek.
“Evet,bana sanki dünyanın bütün kötü şeyleri benim eserimmiş gibi davranmanın sebebini soruyorum.Neden?!” dedim kaşlarımı çatarak.Sesimin gittikçe yükseldiğinin farkında değildim.
“Seninle bir sorunum yok Eva,saçmalama.” Dedi Karol sakin bir sesle.
“Öyle mi?Oradan hiç öyle gözükmüyor!” dedim sakin bir sesle.
Hep böyle çabucak duygu değiştirebilirdim.Burcum sağ olsun en gıcık özellikleri benim etrafımda toplamıştı.Aynı anda sinirlenip ,bir anda sakinleşe ve kahkalara boğulup mutlu olabilirdim.Ama yüzeysel tabi.İçim hep aynıydı.
Karol hala bana sıkıntıyla gülümseyip cevap vermeye hazırlanıyordu.
“Sadece…sadece sana böyle davranmam gerektiğini hissediyorum.” Dedi ciddi ciddi.Ben de sorduğum sorunun saçmalığına ve kendime daha da kızıp dişlerimi sıktım.Ondan başka ne beklenirdi ki?Özrünü tekrar etse bile şaşırmam lazımdı.
Sinirlerime zorla hakim olmaya çalışıp “Ben senin o iğrenç hareketlerine katlanacak bri şey yaptığımı hatırlamıyorum.” Dedim dişlerimin arasında.Ellerimi yumruk yapmış ve Adisson’un olduğu kağıdı biraz sıktığımı fark etmiştim.Ama şu anda sinirlerime hakim olmakta oldukça güçlük çekiyordum.
“Eva,senden özür diledim.Daha ne yapmam gerek?Buna bile dua etmen gerekmez mi sence?”
“Doğru sen kibarlıktan anlamayacak kadar geri kafalı olduğun için yapacak bir şey yok!En iyisi seni kendi başına bırakmak!Seninle konuşmak gibi bir aptallık ettiğim için kabahat bende!Afedersin!” dedim isyan dolu bir sesle.Aslında ona değil,kendime kızgındım.Böyle olacağını bilmeliydim.
Onu beklemeden hızla bir kaç adım attım.Buradan ayrılmak bir anda en iyi fikir gibi gelmişti.Ama Karol’un koluma asılıp beni geri çekmesiyle neredeyse yere kapaklanıyordum.Ama dengemi kaybetmeyip yüzümü ona döndüm.
“Tamam,özür dilerim.Haklısın.Sana hep kaba davrandım.Bu zamana kadar yapmadığım aptallık kalmadığının farkındayım.” Dedi mahcup bir sesle.Benden ikinci kez özür dilemişti!Her an gökten taş düşmesini bekleyebilirdim.
Bunları söyleyenin Karol olduğuna kendimi zorla da olsa inandırıp konuşmayı başardım. “Bi şeylerin farkında olmak iyidir Karol.Hele sen böyle bir ilerleme kaydetmişsen bravo.” Dedim ukalaca.
Bana bakıp sırıttı “evet.Ve bir şeyde de haklısın.”
‘Neyde’ der gibi başımı iki yana salladım.
“Gerçekten konuşmaya ihtiyacım var.” Dedi dudaklarını sıkarak.Başını tekrar önüne eğip cevabımı bekledi.
“Evet,kayda değer bir ilerleme.İnan bana beni kimse bu kadar şaşırtmamıştı.” Sonra söylediğim cümledeki yanlışı farkedip “ah tabi biri hariç” dedim kendime açıklama yaparak.Sonra da elimde tuttuğum Adisson’a baktım.O ise Karol’un hala kolumu sıkı sıkı tutan eline bakıyordu.Ben de baktığı yöne başımı çevirip hızla kolumu kurtardım.
Bu hareketimden biraz şaşıran Karol benden bi kaç adım uzaklaşıp rahatlamamı sağladı.Ve bunları neden yaptığını hala anlayamıyordum.Onun konuşmak için neden bana ihtiyacı olsundu ki?Ben onun konuşacağı en son kişiydim.Ama zaten kendim de bu yüzden gelmemiş miydim yanına?
“Konuşmak istediğin konu annen her halde ha?” dedim anlayışlı bi sesle.
“Eva terapistler gibi konuşmayı kes.Sadece konuşup olanları unutmam gerek o kadar.Birazdan buraya psikolog koltuğu getirmenden korkuyorum.” Dedi.Elleri hala ceplerindeydi.Ama başı artık dikti.Sanki bi şey onu rahatlatmış gibiydi.
“Tamam.” Dedim derin bi nefesi bırakarak.Neden konuşmam gerektiğini bir türlü düşünemiyordum.Her şeyi hatırlamaya planlanmış olan beynim şu anda boş bir saksıdan farksızdı.Her hangi konu bulmak bile o kadar zordu ki.Çünkü bu güne kadar Karol’la yan yana durup iki kelime dahi etmemiştim.Onunla bir araya  gelince ya bağırıp çağırırdı,ya da somurtup bir an önce yanından uzaklaşmamı tavsiye ederdi.
“Çizimlerinden bahsetsene.” Dedi aniden Karol ve elimde tuttuğum Adisson’a baktı merakla.
“Ne?” deyip çığlık attım şaşkınca.
Evet der gibi başını yukarı aşağı salladı.
Bense daha ne kadar şaşıracağımı merak ederek ona baktım.Ciddi olup olmadığını anlamaya çalışıyordum.Belki bu da Karol’un oyunlarından biriydi.Her an bağırıp çağırmasını ve beni tersleyip çekip gitmesini bekliyordum.Mutlu olduğumdan değil tabi ki.Sadece şaşırmıştım.
“Sen çizimlerimi mi merak ediyorsun?” dedim emin olmak için.
“Evet Eva,ne var bunda.Konuşmak istediğimi söyledim ya.Bu gün kavga yok.Oyun da yok.Sadece konuşalım tamam mı?” dedi ciddi bi sesle. “evet anlat bakalım en çok ne temalı çizimler yapıyorsun?Yani naturmorg falan mı?Yoksa karakalem mi?”
O anda kahkaha atmamak için kendimi zor tutmuştum.Naturmorg mu?Ben mi?Yok artık!!!
“Yok,ben giysi çiziyorum.Moda tasarım yani.” Dedim açıklamaya koyularak.Çizimlerimi soran kim olursa olsun mutlaka cevap verirdim.Onlar konuşmaya doyamadığım tek konuydu.
“Aaa anladım.Yanında var mı peki.Bir kaçına bakardım.” Sesi o kadar gerçekçi ve merak doluydu ki bir an kendimi bir yabancıyla konuşuyormuş gibi hissetmiştim.Başımı iki yana salladım hayal kırıklığıyla.Ve yola odaklandım bi süre.Artık okula yaklaşmıştık.
“Çizimlerimi sadece resim dersi için getiriyorum.Öğretmenimiz bunlara bayılır.” Dedim gülümseyerek. “Yanımda sadece bunlar var.” Deyip Adisson’la Grace’i kaldırıp görmesini sağladım.Amacım ona uzaktan göstermekti.Ama elini uzatıp almak isteyince de itiraz etmek için bi bahanem olmadığını anladım.İsteksizce kağıtları ona uzatıp tepkisini bekledim.Muhtemelen her an elindekileri havaya atıp deli gibi koşacaktı.Gözlerimi kapatıp çığlık duymayı bekledim.
Koca sessizlik ve kuş sesleriyle karşılaşınca da gözlerimi açıp ona baktım.Hala gözlerini Adisson’a dikmiş ifadesiz bi şekilde bakıyordu.Sanki bi şeye kızmış gibiydi.Kaşlarını çatıp Adisson’u uzun süre inceledi.Grace’in üstünde fazla durmadan tekrar Adisson’a geçince bi terslik olduğunu anladım.
Okul kapısına geldiğimizi anlayınca duraksayıp incelemeyi bitirmesini bekledim.Benim durduğumu görüp durmuştu.
“Evet,bunu tartışlığımız gün görmüştüm.Hep böyle erkek resimleri de mi çizersin?” dedi sert bi sesle.
“Hayır.Bu ilk.Sinir ve yoğun duygularla yapılmış bi çizim.” Dedim gururla.
“O yüzden mi her gün elinde taşıyorsun?” dedi aynı asabi ses tonuyla.Buna dikkat etmesi bi daha şaşırmama neden olmuştu.
“Ne?O sadece bi çizim.” Dedim sonra dediğimden kendim de pişman olmuştum.Çünkü bu dediklerimin hepsini Adisson’un duyduğuna emindim. “Ayrıca bunu seni pek ilgilendiren bi yanı yok.Çizimlerim hakkında konuştuğumuzu sanıyordum.Yanımda neyi taşıyıp neyi taşımayacağım seni ilgilendirmez!” deyip lafı yapıştırmıştım.
“Tabi ki beni ilgilendirir.” Dedi Karol da gözünü Adisson’dan ayırmadan. Sonra da kendi kendine konuşuyormuş gibi “Sanki…sanki gerçek gibi.” Dedi kısık bi sesle.İnanamıyordum.Adisson’un ya da Grace’in alnında gerçek oldukları yazmıyordu ki.Her kes neden aynı şeyi tekrarlayıp duruyordu?
“Saçmalama” dedim kağıtları Karol'dan bir hışımla alarak.Adisson’un zarar görmediğini umuyordum.
“Diğer çizimlerini de görmek isterim.Hepsi buna benziyorsa iyi iş çıkarmışsın demektir.”
“Onun adı Adisson! 'Bu' değil!” dedim yüksek sesle.Sesimin bu şekilde çıkmasına ben de şaşırmıştım. “Hem nereden çıktı bu arkadaş canlısı tavırlar?”
“Aaa bi ismi de var demek?!” dedi Karol benim sorumu duymazdan gelerek.Koyduğum isim ona komik gelmiş gibi sırıtıyordu.İnciyi aratmayan beyaz dişleri simsiyah saçlarıyla fena halde zıtlık oluşturuyordu.
“Evet var!Nereden çıktı bu arkadaş canlısı tavırlar?” dedim sorumu tekrarlayarak.
“Yanıma gelip konuşmak isteyen sendin,unutma.” Deyip ukalaca sırıttı.Sonra da arkasını dönüp yürümeye başladı.Yürürken bana bakmadan “evde görüşürüz Cadı” diye bağırdı ve beni sinirlendirmeyi yine başardı.
“Of ya” diye mırıldandım kendi kendime.Sonra da başımı eğip Adisson’a baktım.
Kıpırdamadan durduğu ve beni ele vermediği için ona minnettardım. “Teşekkür ederim Add” dedim gülümseyerek.Kurtulduğumuz için onun da rahatladığını düşünmüyordum.
Ama bakışlarını bana çevirince gülümsemem yüzümde solmuştu.Bana diktiği bakışlarında öyle bi şey vardı ki,resmen için sızlamıştı.Bunu yaptığıma inanamıyordum.Adisson’un bakışlarında kırgınlık vardı.Adisson bana kırılmıştı.
“Add” dedim fısıltıyla.Birinin bizi görmesi artık umurumda değildi.Onun yüzünde bir daha bu bakışı görmek istemiyordum.Evet,bundan emindim.Bana bir daha bu şekilde bakmasını kesinlikle istemiyordum.
“Add sorun ne?” dedim kısık bi sesle.
“Yok bi şey” deyip bakışlarını indirdi.
“Var.Bana kırgınsın.Kızgın değilsin.Kırgınsın.Neden?”
“Umrunda mı?” dedi acımasızca.Kaşları çatılmıştı ve bu şekilde her zamanki Adisson değildi sanki.Eski Adisson’u özlediğimi fark ederek tekrar konuşmaya başladım.
“Umrumda tabi aptal.Sen benim için değerlisin biliyorsun.” Dedim gülümseyerek.
“Onun yanında küçük düşürecek kadar değerliyim senin için Eva.Sadece ona gösterip çizimim diye anlattığın bi kağıt parçasıyım o kadar!” sesi o kadar kırılgandı ki ona bunu yaptığım için kendime lanet okudum.Benim ondan başka konuşacak kimsem yoktu.Yanımda olması,sabahları beni uyandırması,ukala yorumları beni rahatlatıyordu.O kırılınca sanki benim  kalbim kırılmış gibi canım yanıyordu.Onu üzdüğüm için canım yanıyordu.
“Add ben…ben ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.Ona gerçeği söyleyemezdim ya.Yani düşünsene senin canlandığını duysa ne yapar?” Dedim hızlı hızlı.Dediklerimde ciddiydim de.Onu üzmek,kırmak en son isteyeceğim  şeydi.Bir şeyleri telafi etmeye ve kırdığım kalbi düzeltmeye ihtiyacım vardı.Onu ne zaman bu kadar umursadığımı bilmiyorum ama kalbindeki kırık benim de kalbimi acıtıyordu,bu kesindi.Ona her ne yapmışsam ben bin kat daha fazla acı çekiyordum.
“Benim burada olduğumu söylemene gerek yoktu!Beni şu lanet olası çantana tıkıp hiç göstermeyebilirdin!” deyip elini ensesine götürdü.Gerçekten çok kırgın ve aynı zamanda sinirliydi.Buna bu kadar sinirleneceğini tahmin etmemiştim.
“Saçmalama lütfen.Seni elimde tutuyordum.Ona nasıl yalan söylerdim?Seni görmüştü.” Dedim açıklama yaparak.Ve gerçekten haklı olduğumu düşünüyordum.Onu saklamak için yeterli zamanım yoktu.Hem ne diye saklayacaktım ki?Onu saklamak için çizmemiştim.Birilerinin görmesinde bi sakınca yoktu.
“Beni resmen bir sirk oyuncusu gibi ona sergiledin!”
“Ben öyle bi şey yapmadım!”
“Yaptın!Ve bundan zevk aldın!”
“Saçmalama!Seni birine göstermekten zevk alacağımı sanıyorsan yanılıyorsun.Ki bunun için seni sandığa bile kilitlemeye hazırım!” O kadar sinirliydi ki sözlerimdeki imayı yakalayamamıştı.Ben de söylediklerimi anlamadığı için şükredip onu sakinleştirmek için uygun cümleler aramaya başladım.
“Eva sen bundan sonra ne yap biliyor musun?Beni evde bırak.Ben orada iyiyim.Orada herkese sergilenmeden daha rahat olacağım sanırım.” Dedi keskin bi sesle.Yüzünü buruşturup konuyu kapattığını gösterir gibi başını gelip geçen ve bize aldırmayan öğrencilere çevirdi.Ama ben daha lafımı bitirmemiştim.Dolayısıyla lanet olası konu da kapanmamıştı!
“Ne yani?Benimle gelmek seni bu kadar fazla mı rahatsız ediyor?Mabelle’le tanışırken hiç öyle söylemiyordun ama.Neredeyse ,ağzının içine düşecektin!” dedim sesimi yükselterek ve okul kapısından içeri bi adım attım.Yanımdan geçenlerin bize baktığını fark etmiştim,ama umurumda değildi!
“Saçmalama lütfen.Aynı şey değil!” deyip alay eder gibi güldü.
“Bal gibi de aynı!Ne farkı var?”
“Şu farkı var!Mabelle senin hayatını zindana çevirip sonra da hiç birşey olmamış gibi gelip sana şirinlik yapmıyor!”
“Karol bana şirinlik falan yapmadı Add.Sadece konuşuyorduk.”
“Öyle mi?Buradan hiç öyle görünmüyor!...Her neyse,bu pek beni ilgilendirmiyor zaten.Bana açıklama yapmak zorunda değilsin.”
Yüzüme yumruk yemiş gibi yolun ortasında durmuştum.Adisson beni umursamadığını,sadece kendi rahatını düşündüğünü az önce itiraf etmiş,ardından da hiç bi şey olmamış gibi tekrar başını çevirip öğrencilerle ilgilenmeye başlamıştı.
“Emin ol ilk iş odada sana rahat bir yer bulup oradan kıpırdamamanı sağlamak olacak Adisson.” Dedim hayal kırıklığıyla.Sesimdeki soğukluğu anlayıp anlamadığını bilmiyorum.

Son cümlesi “İyi olur Evanessa.Bu ikimiz için de en iyisi olacak.” oldu.Sonra da onu buruşturup çantama attım…Kırılan sadece o değildi artık…


Tüm hakları saklıdır ©





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Awaking in Instagram