Sayfalar

14 Mart 2016 Pazartesi

Awaking (Uyandıran) 11. Bölüm







Öfkeye sarılmak birine atmak için kavradığınız sıcak bir kömür parçası gibidir; yanan aslında sizsinizdir.










Kalbimin kırılmasını unutmaya çalışarak okulun giriş kapısından içeri adım attım ve sınıfa giden koridor boyu kimseye aldırmadan yürümeye başladım.Yine her zamanki gibi kızlar bir birlerini boğazlıyor,erkekler de onlara alkış tutuyordu.
Titriyordum resmen.Dışım değil içim üşüyordu ve bu hiç hoş bir şey değildi.Kaslarımı kontrol edemiyor gibiydim.Her zaman heyecanlandığımda ya da sinirlendiğimde böyle olurdum.Ama acilen kendimi toparlamazsam Mabelle’e kapsamlı bir açıklama yapmak zorunda kalacaktım.Ona henüz Adisson’la olan durumu anlatmayacaktım.Mabelle’in kimin tarafında olacağından emin olamıyordum.Adisson’u da haklı çıkara bilirdi ve bu şu anki ruh halimde hiç kaldıramayacağım bir şeydi.
Çantamı düşürmemeye çalışarak derin bir nefes aldım.Sınıfa girip sırama yürüyünce Mabelle’in kısık gözlerle beni süzdüğünü fark etmiştim.İşte bu kırmızı alarmdı.İlk okuldan beri tanıdığım en yakın arkadaşım Mabelle’di ve beni ondan başka kimse iyi tanıyamazdı.Eğer kısık gözlerle bana bakıyorsa bir şeylerden şüphelenmiş demektir.
Ona kocaman sahte bir gülücükle bön bön bakıp yerime oturdum ve alışkanlık haliyle Adisson’la Grace’i çantamdan çıkardım.Ve aniden Adisson’un buruşuk kağıdını fark edip kıpkırmızı oldum.Tekrar çantama da tıkamazdım,çünkü Mabelle görmüştü ve kocaman gözlerle Adisson’a bakıyordu.
“Eee…” dedim kekeleyerek.Sesim tam bir karganın sesi gibi çıkmıştı.Kendime inanamıyordum. “Şey,çantada nasıl da buruşmuş.Hayret.” dedim şaşırmış gibi yaparak.Ama buruşukluğu çantanın yapmadığı apaçık ortadaydı.Yine de sözlerimi pekiştirmek için “elimle buruştursam anca bu kadar olur” dedim gülümseyerek.Sonra da Adisson’un kırışını açıp masaya,Grace’in yanına bıraktım.
Adisson kaşlarını çatıp bir an beni süzdükten sonra kocaman bir gülümsemeyle Mabelle’e döndü.
“Günaydın” dedi sıcak bir sesle.Sanki demin ağzına geleni bana söyleyip moralimi bozan,sonra da benden sıkıldığını iddia eden o değildi.
“Sana da günaydın.” Dedi Mabelle. “Nasıl da buruşmuşsun çantada.” Deyip kıkırdadı ardından.Adisson da zoraki bir şekilde başını salladı ve gözleri çizgi halini  alana kadar gülümsedi.Bunu beni sinirlendirmek için yaptığına bahse girerdim.Ben mi?Bense elimi kolumu koyacak yer bulamayıp sonunda yüzümü Grace’e döndüm ve o ikilinin kıkırdamalarını duymazdan geldim.Adisson kıskanacağım son kişiydi ama yine de aklımdaki sinsi tilkiyi bir türlü kovamıyordum.
Bir dakika!Ben az önce ne dedim?! Kıskanmak mı?!Yok artık,dilim sürçtü her halde.
“İyi misin?” dedi Grace anlayışlı bir sesle.İstemeden başımı salladım.Bazen beni sinir etse de aslında çok anlayışlıydı Grace,hakkını vermem lazımdı.Ben konuşmama kararı aldığım zaman bile beni konuşturmaya çalışmıştı.
“Onu da anla.Resmen gözünü açıp seni gördü ve sana kötü bir şey olmasından korkuyor.”
“Kendimi koruyacak kadar büyüyüm Grace.Hem Karol bana daha ne kadar kötülük yapabilir ki?” dedim aldırmaz bir tavırla.
“Öyle deme.Karol sana tokat attığında Adisson’u görmeliydin.Resmen delirdi.Her an Karol’a bağıracak diye ödüm kopmuştu.Senin için düşündüğünden çok endişeleniyor inan bana.” Dedi Grace samimi bir sesle.
Bense tam yanımda Mabelle’le konuşup kıkırdayan Adisson’a bakıyordum.Gerçekten de benim için endişelenmiş olabilirmiydi?Ya beni benim düşündüğümden de çok önemsiyorsa?Ya o da benim hakkımda benim onun hakkında düşündüğüm gibi düşünüyorsa?Acaba o da benim yanımda diken üstündeymiş gibi hissediyor muydu?Ya da her lafına dikkat etmeye çalışıyor muydu?
“Bilmiyorum Grace.” Dedim sıkıntılı bir sesle.Kafam öyle karışıktı ki,ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.

Sonraki birkaç dersi ikiliyi duymamak ve ne konuştuklarına kulak kabartmamak için kafamı devekuşu misali sırama gömerek geçirdim.Bu gün resim dersi yoktu ve ben o dersin olmadığı günler fena halde okuldan soğuyordum.Bu günse daha da beter sıkılmıştım.Her an kendimi pencereden ata bilirdim.
Son derste birkaç kez başımı kaldırıp dersi dinlemeye çalıştıysam da sonunda pes edip kafamı kollarımın üstüne koyup uyumayı denedim.
Tam dalacaktım ki arkamdan sert bir dürtmeyle gözlerimi aniden açtım.Ben çabuk gıdıklanan bir insandım ve şu anda bağırmadıysam kalem sahibi buna şükretmeliydi.
Kafamı kaldırıp etrafıma baktım ve yanımda Mabelle’in bana gülümsediğini fark ettim.
“Sen mi dürttün beni?” dedim kaşlarımı çatarak.Çok kızmıştım.
Başını salladı ve kızgınlığıma aldırmadan “sana bir şey soracaktım.” dedi.Garip bir şekilde gülümsüyordu.
“Beni kalemle dürtme cesaretinde bulunacağın kadar önemli bir meseledir umarım” dedim kısık sesle.Sıranın üstünde duran Adisson’a taraf dönmemeye çalışıyordum.
“Önemli” dedi Mabelle onaylarcasına.
Kollarımı çenemin altından çekip doğruldum.Arkaya yaslanıp onu dinlemeye hazırlandım.“Tamam seni dinliyorum.”
“Ben düşündüm de acaba Adisson’u bir gecelik bize misafir olarak götüre bilir miyim diyecektim.” Dedi Mabelle.Her halde dakikalardır oturup bunu konuşuyorlardı.Neden o kadar eğlendikleri belliydi.Açıkçası bunu hiç beklemiyordum.Adisson’un birilerinin evinde kalması mı?Mümkün değildi!
Yaslandığım sıramdan yavaşça öne dikeldim ve kendimi sakinleşmeye zorladım.Sinirlerim gerilmiş olsa da yeterince soğukkanlı görünmüş olmalıydım,çünkü Mabelle hala bana gülümsüyor ve sabırsızlıkla cevabımı bekliyor gibi bana bakıyordu.
Uzun süredir sustuğumu görüp Mabelle tekrar konuşmaya başladı. “Eva,dediğimi duydun değil mi?Ala bilir miyim Adisson’u?” dedi önüme eğilerek.Gözleri bunu çok istediğini belli edercesine parlıyordu.
Hiç düşünmedim.Buna gerek de yoktu.Kararım çoktan hazırdı ve kesindi.
“Hayır.” Dedim sakin bir sesle ve dersi dinliyormuş gibi yapıp başımı ne öğretmeni olduğunu bilmediğim adama çevirdim.
“Hayır mı?” dedi Mabelle hayal kırıklığı dolu bir sesle.Adisson’u evine götürmeye ne kadar meraklıymış diye düşündüm.Adisson sanki bez bebek falandı.Eve götürüp komşuculuk oynayacaktı her halde!
“Hayır” diye tekrarladım başımı çevirmeye gerek görmeden.
“Ama neden?Ben onunla iyi anlaşıyorum.Ne olur bir gece de bizde kalsa?” deyip sesini bir ton arttırdı ve öğretmenin bize bakmasına sebep oldu Mabelle.Ama öğretmen sadece neler olduğuna bakıp yeniden dersine dönmüştü.
“Sebebi ne peki bu hayırın?” dedi Mabelle tekrar alçak sesle.Ama sesinde kızgınlık da vardı.Acaba ben ilk defa bir şeye karşı geldim diye mi sinirlenmişti,yoksa Adisson’u  götüremeyeceği için mi?
“Sebebi yok.Sadece hayır.” Deyip ben de pişkin pişkin sırıttım.
Gerçekten sebebi yoktu.Sadece onun benim odamdan başka bir yerde kalması hayal gücümü zorlasam da düşünemediğim bir şeydi.Sanki sadece benim odamda rahat ede bilirmiş gibi düşünüyordum.Canlandığından beri benim yanımdan ayrılmamıştı ve hiç başka bir yerde kalmamıştı.Ne yapardı ki bensiz?Sonra benden ne kadar sıkıldığı geldi aklıma.Bu sözleri daha birkaç saat önce söylemişti ve ciddi olduğu da açıktı.Onu göndersem her halde çok mutlu olurdu.Belki de işte sırf bu yüzden göndermiyordum?Onu mutlu etmemek için!
Bir de aramızın açık olduğu gerçeği vardı.Eğer giderse her halde bir daha barışamazdık.Muhtemelen daha da bir birimizden uzaklaşırdık.Bir sebep de buydu aslında.Onu gönderemezdim,çünkü barışmamız ve aramızdaki sorunları halletmemiz gerekti.Bunu da ancak yanımda olursa yapabilirdim.
Mabelle kaşlarını çatıp Adisson’a döndü.
“Add,sen bana gelmek istiyor musun?” diye sordu.Ona Add dediği için boğazlaya bilirdim onu!Grace bile artık ona Add demiyordu!Tamam,belki arada diyordu,ama sadece beni kızdırmak için.
Adisson’a sormakla işi kökünden halletmek istemişti .Ama Adisson’un da en doğru kararı vereceğini biliyordum.O nerede rahat edeceğini çok iyi biliyordu.Her halde şimdi uygun bir dille Mabelle’ı reddedecek ve teklifi için ona teşekkür edecekti.Zaten zil de çalmıştı.Şimdi küs de olsak sessiz sakin eve gidecek ve bir kaç saat sonra da barışacaktık.

Böyle harika hayallere daldığım için Adisson “tabii ki giderim,neden olmasın.” Dediğinde bir an şok oldum.Ama sonraki sözlerini duyduğumda bu şokum sinire dönüştü.
“Zaten bu sabah  Eva’ya da söyledim.Değişiklik bana da iyi gelecek.” Deyip bana sıkıntılı bir bakış attı.Bense ona bakmama kuralını unutup tüm sinirimi üzerine yöneltmek istercesine ona dikmiştim gözlerimi.Ayağa kalkıp bir şey söylemeden onlara bakmaya devam ettim. “Değil mi Eva” deyince,benden onay beklediğini anladım.O kadar sinirlenmiştim ki ellerim titriyordu.Her an en kötü ihtimalle Adisson’u parçalara ayırabilirdim!
Zil çaldığı ve son ders olduğu için öğrenciler eve gitmek için ayağa kalkmıştı.Ve bir kaçı arkamdan geçerken beni kendi sırama gömülmeye zorluyordu.
“Eva,bunda sinirlenecek bir şey yok.” Dedi Grace beni sakinleştirmeye çalışarak. “Hem ben de onunla giderim.Bir gece kalır,yarın da okulda seninle tekrar görüşürüz.”
Adisson’sa Grace’e alaycı bir bakış atıp “sen niye geliyorsun ki,ben kendi başımın çaresine bakarım.” Dedi.
“Yok,gele bilir canım.Sorun yok” deyip Mabelle Grace’e baktı.Anlaşılan onu kırmamaya çalışıyordu.Ama gelmesine pek hevesli gibi değildi.
“Yok,olmaz,Adisson sıkılır yalnız.” Dedi Grace de kekeleyerek.Kimi kurtarmak istiyordu?Adisson’u mu,beni mi?
“Olmaz,Eva yalnız kalır.Grace,senin evde kalman daha doğru.” Dedi bu sefer de Adisson.Mabelle de hevesle başını salladı.
Tabi canım!Sanki bu zamana kadar yalnız yaşayan ben değildim!
Neredeyse 10-15 saniye ben orada yokmuşum gibi kimin gideceğini tartışıp durdular.Beni yok sayarak bir birleriyle kavga ettiler.Mabelle Adisson’a gayet iyi bakacağını,Adisson da Mabelle’nin evinde kalmanın onun için büyük şeref olacağını söyledi.Grace ise Adisson’la gitmesinin doğru olduğunu söyleyip durdu.Ama bir türlü ortak karara varamadılar.
En sonunda uygun kararı ben vererek ayağa kalktım.Hareketimle durmuş beni izliyorlardı.Ben de  “Millet kavga etmenize gerek yok!Ben çocuk değilim.Bu güne kadar da sizsiz yaşadım.Ölmem!!!” deyip gülümsemeye çalıştım.Sonra Adisson’u da Grace’i de orada bırakarak sınıftan çıktım.Çıkarken de Adisson’un  arkamdan seslendiğini duydum ama durmadım.
Umursamaz davranmak bana göre bir şey değildi ve bunu ilk kez yapıyordum.Ben hep düşündüğünü yapan biriydim.Ama bu sefer kendim için bile olsa düşündüğümden farklı davranacaktım.Adisson böyle istiyorsa böyle olacaktı.
Madem Mabelle’ın evini görmeye bu kadar hevesliler,bir süre orada kalsınlar da akılları başlarına gelsin.Grace’in suçu yoktu belki ama benimle kalmaya pek hevesli de görünmemişti.

Yolda bir ara geri dönüp ikisini de almayı düşündüm.Ama gururum bana arkama bakmadan doğruca eve yürümemi tembihledi.Yine de Mabelle’ın evine gidip Grace’i bile almaya kararlıydım.Hiç olmazsa o bana arkadaşlık ederdi.Kaç haftadır onların sayesinde odamda yalnızlık çekmiyordum.Şimdi ikisi de olmayınca sıkılacaktım.Ama yine de geri dönmedim.Ayaklarım geri geri gitse de eve varana kadar kendimle mücadele ettim.
Eve varınca kapıyı yine Jamie açtı.Anlaşılan okul arkadaşları ondan sıkılmıştı.Zaten Hala da sabah Karol’a onu getirmesini söylemişti.Yine o iğrenç pembe kıyafetlerinden birini giymiş,saçlarını şirin görünmek için iki yandan örmüştü.Ama o kadar kabarık saçları vardı ki örgüden birkaç tek fırlamıştı.Kapıyı açar açmaz pörtlek gözlerle bana baktı.Sonra da “Geldiğime sevinmiş olmalısın.” Dedi ukala bir tavırla.
“Evet evet.Ne demezsin.” Deyip geçiştirdim ve odamın yolunu tuttum.Zaten akşam yemeğine daha vardı.
Geçerken de salonda oturan Korin Hala’yı fark ettim ister istemez.Kadın her ortamda kendini belli etmeyi beceriyordu.Belki de bu pembe kostümünden taşacak kadar şişman olduğu içindi.Ama gövdesi bana hep komik görünürdü.Ta ki başımı kaldırıp yüzüne ve koyu kahverengi gözlerine bakana kadar.
Odama çıkıp üstümü değiştirdim.Bu gün Adisson olmadığı için üstümü rahatça,birinin gözlerini kapamasını beklemeden,ya da uyarı yapmadan değişmiştim.Akşam yemeğimi olaysız yemiştim.Sadece yemeğe otururken Karol’un bana selam vermesine Hala yine homurdanmış ve başka bir şey söylememişti.Çünkü Karol ona canım ne isterse onu yaparım bakışı atmıştı.
Sonra da tekrar odama çıkıp yatağıma uzanmıştım.Gözümü tavana diker dikmez de yine Adisson’u hatırlamıştım.Tavanla Adisson’un arasındaki ilişkiyi ben de anlamamıştım ya,neyse.
Ve Adisson’u hatırlayınca,küs olduğumuzu da hatırlamak zorunda kalmıştım.İnanamıyorum ya!Biz küstük!Neredeyse 1 haftadır benimleydi ama onunla hiç tartışmamıştım.Bunu düşündükçe ona olan kızgınlığım bin kat daha artıyordu.
Acaba o da şu an benimle küs olduğu için üzülüyor muydu?Ya da sabah bana söyledikleri için pişman mıydı?
Resmen salakça davranıyordum ve bu da sinirimi bozuyordu.Ben böyle biri değildim ki?Yıllardır odasında yalnız yaşayan,sadece çizimlerine önem veren,neredeyse inek bir öğrenciydim.Hala’ya tahammül etmeye çalışıyor,Karol,Jamie ve Mira’nın saçmalıklarını çekmek zorunda kalıyordum.Hiç bir zaman başka bir şey düşünmemiştim.Tek hayalim okulumu bitirmek ve ‘HAVVA’ markasını ünlü yapmaktı.Yıllardır başka bir şey düşünmemiştim ben.
Ama şimdi,kaç gündür aklımı kurcalayan en önemli mesele Adisson ve ailemdi.Onların bir şekilde bir birleriyle alakalı olduklarını düşünüyordum.Bu fikre nereden kapılmıştım bilmiyorum ama sanki annemle babamın kaybolması Adisson’la ve Grace’le alakalıydı.Onları bulursam,diğer her şey de çözülecekmiş gibi geliyordu bana.Adisson’un ve Grace’in neden canlandıkları,ya da belki onları nasıl insana dönüştüreceğimle ilgili sorularıma cevap bulacağımı hissediyordum.Ama bu konuda kime danışacağımı bir türlü bulamıyordum.Belki Mr.Ric bunu da biliyordur.Ona bu konuyu açsam bana yardım eder miydi acaba?
Annemle babamın boşuna kaybolmadıklarına emindim artık.Rüyamda babam birinden korkuyordu.O her kimse artık durduramadığını söylemişti.
Bir de üç taş meselesi vardı tabi.Neydi bu üç taş?Ne işe yarıyordu?Bana mı aitti?Ve en önemli soru:nereden bulacaktım?Hiç bir şey bilmiyordum!Yine de bulmak için elimden geleni yapacaktım.Tek şansım annemle babamın tekrar rüyama girmesini beklemek olsa bile.

Adisson’sa her an orada bir yerlerdeydi ve düşünmemek imkansızdı.Sebebini bilmiyordum.Her halde uzun zamandır yalnızlığımı paylaşan  biri olduğu içindir.Ya da çizimlerim arasında ilk canlanan çizim olduğu için de ola bilir.Hep onu ve insana dönüşme ihtimalini düşünüp duruyordum.
İnsana dönüşürse neler olacağı geliyordu aklıma sık sık.Buna nasıl tepki vereceğini ve ne düşüneceğini merak ediyordum.
Bir kere artık kendi başına hareket edecekti.Kimsenin elinde gezmek zorunda kalmayacaktı.
Artık benden korkmasına da gerek yoktu.Çünkü onu silemezdim.Bazen beni sinirlendirince,ya da her hangi yanlış sözünde gözlerinde biriken korkuyu görüyordum.Ona bir şey yapacağımdan,en kötü ihtimalle çizili olduğu kağıdı yırtıp atacağımdan korkuyor olmalıydı.Ama yapmayacağımı bilmiyordu!Kendisine hiçbir zaman bunu söylemedim ama ona zarar verecek bir şeyi asla yapmam.
Ve…en güzel ihtimal de hep yanımda olacaktı.O harika çarpık gülümsemesini,benimkinin aynı olan toprak rengi gözlerini daha yakından görecektim.Tamam,şimdi de yanımdaydı ama bazen onu daha fazla yanımda görmek istiyordum.Bunun ne olduğunu tam olarak bilmiyordum ama ,bazen ona daha çok ihtiyaç duyuyordum.
Tabi Grace de canlansa harika olur.Yanımda dertleşe bileceğim ikinci biri daha olur en azından.Mabelle bazen o kadar çocuklaşıyor ki,onunla her ciddi meseleyi konuşmak zor oluyor.Ama Grace’in beni anladığını hissediyorum.Bazen didişsek de,ukala davransa da ondan harika bir arkadaş olacağını hissediyorum…Tabi Adisson’a Add demediği sürece.
Düşüncelerimi bir kenara bırakıp ayağa kalktım.Belki de yeni bir çizim falan yapmalıydım.Eskiden kendimi yalnız hissedince hep çizim yapardım.Ve genelde kendimi hep yalnız hissederdim.
Sandalyeme oturup yerimi rahatladım.Madem onlar orada eğlenmeyi seçmişlerdi,ben de burada çizimlerimle eğlenecektim.
Kalemimi kağıt yığınının altından bulup temiz bir kağıdı önüme çektim.Bu odayı arada temizlemek lazımdı.Kağıttan yürümeye yer kalmamıştı.
Kalemimi elimde döndürerek ne çizsem diye düşünmeye başladım.Acaba Adisson gibi bir erkek çizimi daha mı çizsem?Ya da Grace’in tam aksi,uysal ve arkadaş canlısı bir kız?Her halde kızı görünce ya ukala burnunu yukarı dikip kendisine yeni bir görünüm vermemi ister,ya da kızı yırtıp atmam için beni ikna  etmeye çalışırdı.Belki de ondan üstün olduğu konuları sıralar,kendini mükemmel olduğuna inandırmaya çalışırdı.Hele bir de çizdiğim kız canlanırsa,o zaman Grace ya o kız,ya da ben! deyip evi terk ederdi.
Ama hayır.Bu gün ne kız,ne de Adisson’a rakip olacak bir erkek çizecektim.Yine bir rekor kırıp çocuk çizim yapacaktım.Evet,harika olurdu.Küçük,tatlı bir kız çocuk çizimi.Pembe elbiseli,mavi gözlü,sarı saçlı,5-6 yaşlarında bir kız çocuğu.

Kararımı vermiştim,çocuk çizim yapacaktım.



Tüm hakları saklıdır ©




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Awaking in Instagram